|
Diksiyonu söyle
tanımlayabiliriz: söz söylerken, duygu ve düşünceleri doğru,
üslubuna uygun olarak anlatmak için sesin uyumunu, söylenişini,
sözcük hecelerinin uzunluğu, kısalığı ve vurguları bakımından
doğruluğu; jesti, mimiği, takınılacak tavırları yerinde ve güzel
kullanma sanatıdır. Doğru bir diksiyon için gerekli iki temel
koşul vardır.
Birincisi: ses aletini doğru kullanmak. Yani konuşma için yeteri
kadar havayı ses yollarını kasmadan içeri almak, gereğinden
fazla durak kullanmamak, durakları doğru yerde gerektiği gibi
kullanmak ve sesi duyulur ve net bir hale getirmek.
İkincisi: söz söylerken konuştuğumuz dili düzgün ve doğru
söylemek için düzeltmeye çalışmak ve mimiği, jesti,tavrı
yardımcı olarak kullanmak.
Şimdi pek sikici olan ilk bölüme bir göz atalim.
SES AYGITIMIZ
Şu ana kadar sahne üzerinde ve isinma çalişmalarinda ses
aygitimizi tanimiş ve çaliştirmayi ögrenmiştik. Bundan sonra
yapacaklarimiz onu kullanmaktir.
Ses aygıtımızı doğru kullanmayı doğal hala getirebilmek için
günlük yaşantımız içerisinde de onu kullanmalı ve önce kendimizi
sonra çevremizi gözlemlemeyi unutmamalı.
DİKSİYON, FONETİK, ARTİKÜLASYON
Diksiyonun ne olduğunu başta konuşmuştuk şimdi onun yardımcıları
boğumlama ( artikülasyon) ve söyleniş (fonetik) ‘i inceleyelim.
BOĞUMLAMA (ARTİKÜLASYON) : Konuşma organlarinin bogazdan çikan
sese biçim vermek için topluca çalişmasi. Kapimizin önünden
geçen sokak saticilari bagirarak sattiklarini herkese duyurmak
isterler. Yinede ne dediklerini anlamak için çikip sorma
ihtiyaci duyariz. Önemli olan denilenin anlaşilmasidir. Söylenen
sözlerin anlaşilmasi için temel sesler ünlüler degil
ünsüzlerdir. Seslerin agizdan çikişina dilin konumuna dikkat
etmek gerekir.
SÖYLENİŞ (FONETİK)
:Sadece söylenişi göz önünde tutar.
Diksiyon, güzel bir söylenişin asal kurallarini verir ve
söylenişteki ihmali yenmeye çalişir. Fonetikse diksiyonda
seslerin meydana gelmesini ve ses organlarinin durumlarini
inceler.
Genel olarak söyleniş bozukluklari ünlülerin fonetik yönünden
biçimlenmelerindeki yanlişliklardan dogar. Örnegin: açik E
yerine kapali E, kalin E kalin A yerine ince A söylemek gibi.
Bogumlanma bozukluklariysa ünsüzlerin fonetik yönünden
biçimlenmelerindeki yanlişliklara denir. Örnegin:gilama, şeleme,
leleştirme gibi.
Her ikisi de düzgün söz söylemekte önemli yer tutar. Böyle
söyleniş ve bogumlanma bozukluklari olan kimseler aliştirmalar
üzerinde çalişarak bu sorunlarini yenebilirler. Doguştan ileri
gelen sorunlar o engellerin ortadan kalkmasiyla giderilebilir.
Bogaz ve burundaki et fazlaliklari, küçük dilin görevini
yapamamasi, dişlerin seyrek oluşu ve onlarin üst üste binerek
siralanmasi, üst dudagin kisa ve yukari dogru çekik oluşu,
çenelerin dişari dogru çikikligi ve içeri dogru çekikligi vb.
Diğer fonetik hatalara şöyle bir göz atalım:
Atlama: pek yaygın olan bir söyleniş bozukluğudur.
Örneğin: (kendisi) yerine (kensi) , (karşılaşma) yerine
(kaşlaşma) , (hanımefendi) yerine (hamfendi) , (nasılsınız)
yerine (nassınız) , (Galatasaray) yerine (gassay) , (kalk
oradan) yerine(kak ordan) , (kilitledim) yerine (kitledim) vb.
Harflerin çıkarılışına özen gösterip başlangıçta ağır konuşarak
bu bozukluğun önüne geçilebilir.
Gevşeklik: bir boğumlama tembelliğinden ileri gelir. Bu
bozukluğun önüne geçmek için dişler arasına bir kurşun kalemi
sıkıştırıp heceleri söylerken onların iyice anlaşılmasına
çalışılır. Dişler arasından kalem çekildiği zaman, boğumlanma
daha açık olarak anlaşılan bir biçim alıp dil, yanaklar ve
dudaklar görevlerini yapmaya başlarlar.
Gılama: ( R ) ünsüzünün, küçük dilin titremesiyle boğazda
meydana gelmesidir. Bu bozukluğu gidermek için ( R) ünsüzünü
doğru boğumlandırmaya çalışalım. (R) ünsüzü dilin ucunu damağa
kadar kaldırarak verilir. Öyle ki dil şiddetle çıkan havaya
dokununca geri çekilir ve bir çeşit titreme yaparak yerine
gelir. Böylece dilin ucunu uzun zaman titremeye çaba harcamakla
iyi bir sonuç alınabilir.
Islıklama: ( s ) ünsüzünün şiddetini abartmaktan ileri
gelir. Dil üst dişlerin iç tarafina dayanip hava dişlerin
arasindan sizarsa bu yanliş ortaya çikar.
Değiştirme: bir ünsüzün yerine başka bir ünsüzü söyleme
alişkanligi olup bir çok çeşitleri vardir.
Sert ünsüzlerle olanına sık rastlanır. (zeleştirme) ( j ) yerine
(z) söylemek örnegin: (şarj) yerin (şarz) (Seleştirme) ( ş )
yerine ( s ) söylemek. Örn: (paşam) yerine (pasam) vb. (jeleştirme)
( c ) yerine (j) söylemek. Örn: (kucak) yerine (kujak) (şeleştirmek):
(s) yerine (ş) söylemek. Örn: (sana) yerine (şana)
Diğer ünsüzleri ilgilendiren değişmeler. (leleştirmek) (r)
yerine (L) söylemek. Örn: (merhem) yerine (melhem), (birader)
yerine (bilader) bazen de (n) yerine (L) söylenir (fincan)
yerine (filcan)
Yerleştirme: bazı yerine veya arasına (y) ünsüzünü
sıkıştırmaktan ileri gelir. (Müezzin) yerine (meyzin), (iade)
yerine (iyade), (gönlüm) yerine (göynüm). Bazı ağızlarda (b)
yerine (p), (d) yerine (t) olduğu görülür. Örn: (Kıbrıs) yerine
(Kıprıs), (leblebi) yerine (leplepi) vb.
Yutma: genellikle içinde (h) ünsüzü bulunan kelimelerde
sık görülür. Örn: (Ayhan) yerine (ayan), (Mehmet) yerine (memet)
vb.
Söyleniş bozuklulari: ünlüleri ilgilendiren değişmeler. (ince a)
yerine (kalın a) söylemek. Örn: (Kemal) yerine (kemal) vb. (e)
yerine (a) söylemek. örn: (elektrik) yerine (alektrik)vb. (a)
yerine (e) söylemek. Örn: (Azrail) yerine (ezrail)vb. (ince o)
yerine (kalın o) söylemek (lokma) yerine (lokma) vb.
PROSODİE (VURGU)
Sözcük vurgusu, dilin en doğal söyleniş özelliklerindendir.
Sözcük vurgusu hecenin şiddetiyle ilgili olduğu gibi birde
hecenin süresi yani uzunluğu kısalığı ile ilgili olan (nicelik)i
vardır. Sözcüklerde bu iki özellik birbirini karıştırmamalıdır.
Nicelik , bir hecenin uzunluğu ve kısalığı ile ilgilidir.
Halbuki şiddet ise bir hecenin vurgusuyla ilgilidir.
Dilimizde süresi uzun olan heceler hep yabancı sözcüklerde
bulunur. Örn: katil, kase, cahil, ebedi, hazine vb yanlış
söylememek için kelimelerin kökenlerini araştırmak gerekir.
Türkçe de (ğ) ünsüzü kendinden önce gelen ünlü üzerinde etki
yaparak bulunduğu hecenin uzamasına neden olur. Örn: yağmur=
yaamur, öğretmen= ööretmen, öğle=ööle , çağdaş= çaadaş. İlk
hecelerde (y) nin de gevşeyip kendisinden önceki ünlüyü
etkileyip heceyi uzattigi görülür. Örn: böyle=bö-le, şöyle= şö-le,
öyle=ö-le, söylemek=sö-lemek vb.
(Ğ) ünsüzünün bir etkisi de şöyledir: yapacağım= yapıca-m (ğ)
demin bahsettiğimiz uzatma etkisini yaparken kendisinden sonra
gelen ünlünün de düşmesine sebep olur. Bu durum genellikle
eylemlerde görülür. Örn: edeceğim= edice-m, oturacağım= oturuca-m
vb.
BİR kelimesinden biraz konuşalım. Adet belirttiği zaman yani
kendi sayı anlamıyla kullanıldığında (bir) herhangi bir şeyden
bahsederken (bi) olarak söylenir. Örn: adam bir gün bir sinemaya
gitmiş. Soru: adam ne gün gitmiş? Her hangi bir gün gitmiş. Yada
söyle sorabiliriz bu soruyu adam yalnızca bir gün mü bir tek
sinemaya gitmiş? Burada (bir) kendi sayı anlamıyla değil
(herhangi) anlamıyla kullanıldığı için (bi) olarak söylemek daha
doğrudur.
Orada, burada, şurada kelimeleri de (bir)e benzer özel bir
söyleniş biçimi taşirlar. Burada = burda, şurada= şurda, orada=
orda, olur ve aradaki a harfi düşer.
Kelime sonlarındaki -yor heceleri üzerine birkaç söz: -yor
hecesi fazla bastırılmadan yada bastırmayacağı diye yok saymadan
söylenmelidir.
Son uyarıda çok sık kullandığımız (değil) kelimesi için. Değil
kelimesi söylenirken (e) harfi düşer ve yerini (i) harfi alır.
DEĞİL=DİĞİL olur.
- SES TEKNİĞİ
İLETME GÜCÜ
İzleyicinin oyuncunun sesini yalnızca duymakla kalmaması,
söylediklerini anlaşılır kılması ve ayrıca ondan sanki her
yönden geliyormuşçasına etkilenmesi için sesin iletme gücüne
özel bir önem verilmelidir. İzleyici, ses yalnızca oyuncunun
durduğu yerden değil, her yönden geliyormuşçasına oyuncunun
sesiyle çevrelemelidir. Duvar bile oyuncunun sesiyle
konuşmalıdır.
İyi iletim gücüne sahip gerekli olan iki koşul şudur:
a) sesi taşiyan hava kolonu güçlü olmali ve hiçbir engelle
karşilaşmadan dişari çikmalidir. Örnegin : larenksin kapali
olmasi veya çenenin yetersiz açilmasi.
b) Fizyolojik tınlatıcılarla ses güçlendirilmelidir.
Bunların hepsi doğru solumayla çok yakın ilişkilidir. Eğer
oyuncu yalnızca karnından yada göğsünden soluk alırsa, yeterli
havayı toplayamaz; bu durumda kendini tutumlu bir şekilde hava
kullanmaya zorlar, larenksini kapatır, sesi bozar ve sonunda
vokal bozuklukların oluşmasına neden olur. Bütünsel solumayla
(üst göğüs ve karın) oyuncu yeterli miktardan biraz daha fazla
hava biriktirebilir. Bunun için hava kolonlarının hiçbir engelle
karşılaşmaması yaşamsal bir önem taşır.
SOLUMA
Üç çeşit soluma vardir.
a) üst göğüs ve göğüs boşluğu soluması (özellikle kadınlarda
gözlenir)
b) alt soluma veya karından soluma. Karın, göğüs kullanılmadan
şişirilir. Genellikle tiyatro okullarında öğretilir.
c) Bütünsel (üst göğüs ve karın) soluma. Karın aşaması
baskındır. Bu biçim en sağlıklı ve en işlevsel solumadır.
Özellikle çocuklarda ve hayvanlarda gözlenir.
Bütünsel soluma oyuncu için en etkili solumadır. Ancak her
oyuncunun soluması onun fizyolojik yapısına göre değişir. Ayrıca
kadın ve erkeğin solunum olanaklarına ilişkin bazı doğal
ayrımlar vardır. Her ne kadar kadınlarda üst göğüs erkeklere
göre daha gelişmiş olsa da kadınlarda doğru soluma karın
fazıldadır. Değişik duruşlar ve aksiyonlar bütünsel solumadan
daha farklı solunum biçimi gerektirdiğinden, oyuncunun farklı
solunum çeşitlerini denemesi gerekmektedir. Yani oyuncu solunum
organlarının işlevlerini denetleyebilmelidir.
Solunumun bütünsel olup olmadığını anlamak ve geliştirebilmek
için çeşitli alıştırmalar vardır.
a) yere veya herhangi bir sert zemin üzerine yatın, böylece
omurga kendiliğinden düz duracaktır. Bir eli göğsüne, diğerini
karına yerleştirin. Soluk alırken önce karnın üstündeki elin,
daha sonra göğsün üstündeki elin yükseldiği duyumsanır: bu
yumuşak ve sürekli bir harekettir. Bütünsel solumayı iki ayır
evreye bölmemeye özen gösterilmelidir. Göğüs karın
genişlemesinde gerilim olmamalı ve iki evrenin ardışıklığı fark
edilmemelidir. Bu ardışıklık gövdede küçük şişmeler
oluşturmalıdır. Evrelerin bölümlere ayrılması vokal organlarda
ödemlere yolaçabilir.
b) Yogadan uyarlanan bir yöntem: sert bir zemine yatılır. Burun
deliklerinden biri kapatılır ve diğeriyle soluk alınır. Soluk
verilirken açık olan delik kapatılır ve önceden kapalı olan
burun deliğinden hava dışarı verilir. Üç evre birbirini şöyle
takip eder : soluk alma 4 saniye, soluk tutma 12 saniye, soluk
verme 8 saniye
c) Ayakta dururken, elleri en alttaki kaburganın üstüne
yerleştirin. Soluk alma başlangıçta elleri yerleştirdiğiniz
noktada bir etki yaratmalıdır ( elleri dışarı itecektir.) ve
göğüs boyunca bunu sürdürdüğümüzde hava kolonunun doğruca kafaya
ulaştığı şeklinde bir duygu oluşur. (bunun anlamı şudur: soluk
alındığı zaman önce alt kaburgalar, hemen ardından yumuşak bir
geçişle göğüs genişler.) karın duvarları kaburgalar
genişlediğinde kasılır, toplanan hava için bir temel oluşturur
ve böylece ağızdan çıkan ilk sözcükle soluğun dışarı çıkması
engellenir. Karın duvarı ( dışarı doğur daralır) alt kaburgaları
genişleten kasları tersyönde çeker ( dışarı doğru büyür), ve
onları soluk alıp verme sırasında mümkün olduğunca uzun süre bu
durumda tutar. (En çok karşılaşılan hata , bütün soluma
tamamlanmadan karın kaslarının sıkıştırılmasıdır. Bu yalnızca
üst göğüs solunumuyla sonuçlanır.) soluk verme bunun tersidir:
kafadan başlayarak, göğüs boyunca avuçların durduğu noktaya
doğru. İçeriye alınan havayı çok fazla sıkıştırmamaya özen
gösterilmelidir, ve -önceden de belirtildiği gibi bütün süreç
yumuşakça yerine getirilmelidir: başka bir deyişle,karın ve üst
göğüs solumaları arasında hiçbir bölünme oluşturulmadan soluma
tamamlanmalıdır. Böylesi bir alıştırma solunumu solunum olsun
diye öğretme niyetinde değildir; sesi taşıyacak bir solunumu
hazırlar. Bu alıştırma kolay ve etkin bir soluk vermenin
gerçekleşmesi ve ses çıkması için bir temelin nasıl
oluşturulması gerektiğini öğretir.
Bütünsel soluma sırasında çok fazla hava almamak ve
biriktirmemek gereklidir. Bir oyuncu çabuk ve sessiz soluk
almalıdır. Metinde mantıksal durak olarak saptadığı yerlerde
soluk alır. Bu işlevsel bir şeydir zamandan tasarruf sağlar ve
gereksiz durakları engeller: bu gereklidir çünkü bu duraklar
metnin ritmini düşürür.
Oyuncu her zaman nerede soluk alacağını bilmelidir. Örneğin
hızlı ritimli bir sahnede, arkadaşınım son sözü bitmeden soluk
almalıdır, bu sayede arkadaşı bitirir bitirmez konuşmaya hazır
olabilir. Öte yandan, eğer sahne arkadaşının son sözünden sonra
soluk alırsa, diyaloğun orta yerinde ritimde delik açacak kısa
bir sessizlik oluşturacaktır.
Hızlı ve sessiz soluma için alıştırmalar:
a) ellerinizle kalçanızı tutarak ayakta durun. Söz söylemeden
önce alabildiğiniz kadar havayı çabuk ve sessizce dudaklarınızın
ve dişlerinizin arasından alın.
b) Aşamalı olarak hızınızı arttıracağınız bir dizi kısa ve
sessiz soluk alin. Doğal bir şekilde dışarı verin.
Soluma organik ve kendiliğinden oluşan bir süreçtir ve
çalışmalar onun çok sıkı denetimini sağlamak için değil, doğal
olmayan kimi olguları düzeltmek için yapılır. Her şeye karşın
solumanın kendiliğindenliği korunmalıdır.
LARENKSİN AÇILMASI
Konuşurken ve soluk alırken larenksinizi açık tutmaya özel önem
veriniz. Larenksin kapalı olması havayı etkili biçimde dışarı
çıkarmayı engeller, böylece oyuncunun sesini doğal olarak
kullanmasını olanaksız kılar.
Larenksin kapalı olduğu aşağıdaki koşullarda anlaşılır:
a) ses yavansa
b) eğer oyuncu gırtlağında larenksi hissediyorsa
c) soluk alırken küçük bir ses işitiliyorsa
d) adem elması yukarı doğru hareket ediyorsa ( yutkunurken
larenks kapalıdır ve adem elması yukarı doğru çıkar.)
e) ense kasları kasılıyorsa
f) çene altı kasları kasılıyorsa ( bu baş parmağı çenenin
altına, işaret parmağının da alt dudağın altına
yerleştirilmesiyle denetlenebilir.)
g) alt çene kemiği çok fazla önde veya gerideyse
eğer oyuncu ağzının arka kısmında çok geniş bir boşluk olduğunu
duyumsarsa, larenks mutlaka açıktır. ( esnerken olduğu gibi)
Oyuncu alabildiğince derin soluk almalı ve havayı tutumlu
kullanmaya çalışmalıdır. Her sözcük, özelliklede sesli harfler
havayı emercesine kuşatmalıdır. Bununla birlikte sözcükler
arasında havasız kalmamaya özen gösterilmelidir.
Larenksi açmak için temel alıştırma:
Baş dahil olmak üzere vücudun üst kismini öne dogru egin. Alit
çene bütünüyle gevşemiş, baş parmaga dayalidir, işaret parmagi
alt dudagin azicik aşagisinda durur ve çenenin düşmesini önler.
Üst çeneyi ve kaşlari kaldirin, ayni zamanda alni buruşturun,
başin üstündeki, gerisindeki ve ensedeki kaslari gererken
şakaklarda tipki esnemede oldugu gibi bir gerginlik duyumsayin.
Sonunda sesin çikmasina izin verin. Bütün aliştirma boyunca
çenenin altindaki kaslarin gevşek ve yumuşak olmasina çenenin
altindaki kaslarin gevşek ve yumuşak olmasina gösterin: çeneye
destek olan parmak hiçbir dirençle karşilaşmamalidir. En çok
yapilan hata çenedeki ve boynun önündeki kaslarin kasilmasi, alt
çenenin yanliş konumlanmasi (çok geriye itilmesi), baş
kaslarinin gevşekligi ve üst çenenin kaldirilmasi yerine alt
çenenin düşürülmesi.
TINLATICILAR
Fizyolojik tınlatıcıların görevi dışarı çıkarılan sesin iletme
gücünü arttırmaktır. İşlevleri, hava kolonlarını vücudun ses
yükseltici olarak seçilen bölümlerine sıkıştırmaktır.
a) en çok kullanılan, kafa tınlatıcısı veya üst tınlatıcı.
Teknik olarak hava akışının başın ön tarafına doğru
yönlendirilmesiyle çalışır. Oyuncu elini alnının üst kısmına
yerleştirerek ve “m” sözünü söyleyerek kesin bir titreşim
duyabildiğinde bu tınlatıcının kolaylıkla farkına varır.
Gündelik konuşmada üst perdeden konuşulduğunda üst tınlatıcı
kullanıma girer. Bu tınlatıcı kullanıldığında oyuncu ağzın,
başın tepesinde bulunduğunu hissetmelidir.
b) Nadiren bilinçli olarak kullanılır göğüs tınlatıcısı. Alçak
perdeden konuşulduğu zaman devreye girer. Çalışıp çalışmadığını
denetlemek için bir eli göğsün koyup titreşip titreşmediğine
bakmak gerekir. Bu tınlatıcıyı kullanmak için ağız göğüsün
üstündeymişçesine konuşmak gerekir.
c) Burun tınlatıcısı. Bu tınlatıcı “n” ünsüzünü söylendiğinde
otomatik olarak ortaya çıkar.
d) Larenks tınlatıcısı. Çıkardığı ses vahşi hayvanların
kükremesine anımsatır. Kimi caz şarkıcılarının
karakteristiğidir. Luis Armstrong.
e) Kafa tınlatıcısı. Çok yüksek perdeden konuşulduğunda
ulaşılabilir. Oyuncu hava akışını üst tınlatıcıya doğru
yönlendirir ve giderek yükselen bir perdeden konuşursa, hava
akımı art kafaya yönelir. Çalışma sırasında oyuncu yüksek
perdeden miyavlamayla bu tınlatıcıya uylaşabilir.
f) En verimli olan vücudun bir tınlatıcı olarak kullanılmasıdır.
Baş ve göğüs tınlatıcılarının eş zamanlı kullanılmasıyla elde
edilir. Teknik olarak, dikkatin, konuşulduğu anda kullanımda
olmayan tınlatıcıya yoğunlaşması gerekir. Örneğin yüksek
perdeden konuşulduğunda doğal olarak kafa tınlatıcısı kullanılır
bu nedenle aynı anda göğüs tınlatıcısı kullanmaya
yoğunlaşılmalıdır. Burada yoğulaşmanın anlamı hava kolonunun
etkin olmaya tınlatıcıya itilmesidir. Alçak perdeden konuşurken
bunun tersi gerekmektedir. Doğal halde göğüs tınlatıcısı
kullanılıyorsa kafa tınlatıcısına yönlenilmelidir.
DİKSİYON ÇALIŞMALARI
1.Bir berber bir berbere bre berber beri
gel diye bar bar bağırmış.
Bizde bize biz derler, sizde bize ne derler?
Gül dibi bülbül dili gibi,gül dibi bülbül dili.
2.Pireli peyniri perhizli pireler tepelerse pireli peynirler de
pır pır pervaz ederler.
3.Ocak kıvılcımlandırıcılardan mısın,kapı gıcırdatıcılardan
mısın?Ne ocak kıvılcımlandırıcılardanım, ne kapı
gıcırdatıcılardanım.
4.Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar,nesi için
çatalca da topal çoban çatal yapıp çatal satar?Kârı için çatalca
da topal çoban çatal yapıp çatal satar. Üç tunç tas kayısı
hoşafı.
5.Dört deryanın deresini dört dergahın derbendine
devrederlerse,dört deryadan dört dert,dört dergahtan dört dev
çıkar. Paşa tası ile beş has tas kayısı hoşafı. Zaman saman
satar, saman zaman satar.
6.Al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya
götür.Takatukacı takatukaları takatukalamam derse takatukacıdan
takatukaları takatukalatmadan al da gel.
7.Nankör nalbant nalları nallamalı mı,nallamamalı mı?
Az kaz, uz kaz, boyunca kaz.
8.İşlek işlemeci,işlemeli işleri işlikte işleyerek işletmeciye
işyerinde izletti.
9.Ilgarcı ılgar,ılgıngillerin ılgancırı ılgalayarak,ılgıt ılgıt
ılgılardı.
10.Pısırık pırlak pırnallıklarda pırnallanırken pılı pırtısını
pısırık pıtraklara pıtır pıtır pırtlattı.
11.Üçüncü üçkağıtçı,üçetek üçleşerek üç teker arabayla süzüm
süzüm süzülen süzgeçleri süzdü.
12.Kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık kara küp.A be kuru
dayı ne kuru sarı darı bu darı ,a be kuru dayı.
Şu odayı badanalamalı mı,yoksa badanalamamalı mı?
13.Sen seni bil,sen seni,bil sen seni,bil sen seni,sen seni
bilmezsen patlatırlar enseni.
14.Şu karşıda bir dal,dal sarkar kartal kalkar,kartal kalkar dal
sarkar,dal kalkar kantar tartar.
15.Şu köşe yaz köşesi,şu köşe kış köşesi,ortadaki su şişesi.
Şiş şişeyi şişlemiş,şişe kesişe kiş demiş.
Elalem aladana aldı aladanalandı da biz bir aladana alıp da
aladanalanamadık.
16.Bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da
mı saklasak?Bu yoğurdu mayalamalı da mı saklamalı, mayalamamalı
da mı saklamalı?
17.Sizin damda var,beş boz başlı beş boz ördek,
Değirmene girdi köpek,
Bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,
Değirmenci çaldı kötek.
Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek
Hem kepek yedi köpek,
Bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe,
Hem kötek yedi köpek.
Siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz,demiş.
18.Bir tarlaya kemeken ekmişler.İki kürkü yırtık kel kör kirpi
dadanmış.Biri erkek kürkü yırtık kel kör kirpi,öteki dişi kürkü
yırtık kel kör kirpi.Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık
kürkünü,kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne;kürkü
yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü,kürkü yırtık erkek
kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.
19.Getirince el getirir,yel getirir,sel getirir;götürünce el
götürür,yel götürür,sel götürür.
20.Bu mum, umumumuzun mumu.
|